Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
Koroplast’ın Sahibi Kimdir ?
Türkiye’nin sofralarından eksik olmayan, hazımsızlığın ilacı, serinliğin adresi ve milli bir değer haline gelmiş olan o meşhur yeşil şişeyi hepimiz tanıyoruz. Kapağını açtığınızda çıkan o karakteristik ses ve bardağa döküldüğünde dans eden baloncuklar, sadece bir içecekten çok daha fazlasını temsil eder. Peki, yıllardır güvenle tükettiğimiz, market raflarında gözümüzün aradığı Kızılay Maden Suyu’nun arkasındaki güç kim? Bu devasa markanın sahibi bir iş adamı mı, uluslararası bir konsorsiyum mu yoksa bir aile şirketi mi? İşte bu sorunun cevabı, markanın tarihi kadar asil ve şaşırtıcı bir gerçeği barındırıyor.
Bu yazımızda, Afyonkarahisar’ın bereketli topraklarından fışkıran bu şifa kaynağının binlerce yıllık yolculuğunu ve mülkiyet yapısının arkasındaki “iyilik” hareketini derinlemesine inceleyeceğiz.
Anadolu toprakları, jeolojik yapısı gereği dünyanın en zengin mineralli su yataklarına ev sahipliği yapar. Bu kaynaklar arasında şüphesiz en özeli ve en köklüsü, Afyonkarahisar’ın Gazlıgöl havzasında yer alan kaynaktır. Bu suyun hikayesi, modern zamanlardan çok daha öncesine, tarihin tozlu sayfalarına kadar uzanır. Arkeolojik bulgular ve tarihsel kayıtlar, bu kaynağın geçmişinin günümüzden yaklaşık beş bin yıl öncesine dayandığını göstermektedir. O dönemde bölgede hüküm süren Frigler, bu suyu sadece bir susuzluk giderici olarak değil, aynı zamanda bedensel rahatsızlıkları gideren bir şifa iksiri olarak görmüşlerdir. Antik dönem insanları, toprağın derinliklerinden gelen bu mineralli suyun gücüne inanmış ve bölgeyi adeta bir sağlık merkezi gibi kullanmışlardır.
Zaman akıp geçerken, bu coğrafyada medeniyetler değişse de suyun bereketi hiç eksilmemiştir. Osmanlı İmparatorluğu dönemine gelindiğinde, kaynağın ünü saray koridorlarına kadar ulaşmıştır. Dönemin kaynaklarına göre, bu özel suyun şifalı olduğuna inanıldığı için şişelenerek veya özel kaplarla payitahta, yani padişahların sofrasına taşındığı rivayet edilir. Bu durum, suyun kalitesinin ve lezzetinin yüzyıllar boyunca değişmeden korunduğunun en büyük kanıtıdır.

1900’lü yılların başına gelindiğinde, suyun şöhreti kulaktan kulağa yayılmaya devam ediyordu. O dönemde Osmanlı tahtında bulunan Sultan II. Abdülhamid Han, sağlık konularına gösterdiği titizlikle bilinirdi. Saray çevresinde bulunan ve dönemin ünlü tıp insanlarından biri olan Belçika asıllı bir hekim, Sultan’a Afyonkarahisar’dan gelen bu mucizevi suyu tavsiye eder. Ancak Sultan, sadece tavsiye ile hareket etmez; suyun bilimsel olarak analiz edilmesini emreder. Yapılan detaylı tahliller sonucunda suyun mineral yapısının zenginliği ve insan sağlığına olan faydaları raporlanır.
Bu olumlu raporlar üzerine Sultan II. Abdülhamid, suyun işletme hakkını, o dönemde modern tıbbın öncülerinden biri olan ve hayır amacıyla kurulan Şişli Etfal Hastanesi’ne vakfeder. Bu hamle, Kızılay Maden Suyu’nun tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biridir. Çünkü su, daha o tarihlerde ticari bir meta olmaktan ziyade, insan sağlığına ve kamu yararına hizmet eden bir araca dönüşmüştür. Birinci Dünya Savaşı’nın zorlu koşulları ve imparatorluğun dağılma sürecinde imtiyaz hakları el değiştirse de, suyun “kamu malı” olma niteliği zihinlere kazınmıştır. Cumhuriyet öncesi son dönemde, 1924 yılında işletme hakkı kısa bir süreliğine özel bir müteşebbise kiralansa da, asıl büyük değişim Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte gelecektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sadece askeri ve siyasi bir deha değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik kaynaklarını en verimli şekilde kullanmayı hedefleyen bir liderdi. İzmir ile Eskişehir arasında demiryolu hattı inşa eden Fransız mühendisler, bölgedeki çalışmaları sırasında bu eşsiz suyu keşfederler ve Ankara’ya taşırlar. Suyun tadına bakan ve hikayesini öğrenen Atatürk, bu kaynağın potansiyelini hemen fark eder.
Atatürk’ün vizyonunda, milli kaynakların yine millete dönmesi ilkesi esastır. Bu doğrultuda, 1926 yılında tarihi bir karar verilir. Gazi Paşa, bu değerli maden suyu kaynağının gelirinin, ülkenin en köklü insani yardım kuruluşu olan Kızılay’a (o zamanki adıyla Hilal-i Ahmer Cemiyeti) bırakılmasını şart koşar. Ve bizzat kendi talimatıyla, modern bir şişeleme fabrikasının temelleri atılır. Böylece, bugün marketten aldığımız her bir şişenin geliri, aslında dolaylı yoldan bir hayır işine dönüşmektedir. Bu stratejik hamle, markanın sahibinin şahıslar değil, Türk milleti ve onun yardım eli olduğunu tescillemiştir.
Başlıktaki “Kızılay Maden Suyu’nun Sahibi Kimdir?” sorusunun en net cevabı şudur: Bu markanın sahibi, Türk Kızılayı‘dır. Yani teknik olarak, hisseleri borsada spekülasyona açık bir şirket ya da karını cebine indiren bir patron yoktur. Kızılay İçecek, Türk Kızılayı’nın bir iştirakidir ve elde ettiği tüm gelir, Kızılay’ın insani yardım faaliyetlerinde finansman kaynağı olarak kullanılır.
Bu mülkiyet yapısı, Kızılay Maden Suyu’nu dünyadaki diğer tüm içecek markalarından ayırır. Bir tüketici olarak bu suyu satın aldığınızda, aslında bir döngünün parçası olursunuz. O şişeden elde edilen kar; bir afet anında depremzedeye çadır olur, ihtiyacı olan bir hastaya kan torbası olarak döner, yoksul bir ailenin sofrasına sıcak yemek olarak girer veya bir öğrenciye burs imkanı sağlar. Dünyada “İyilik İçin İç” (Drink for Good) felsefesini bu kadar somut bir temele oturtan başka bir örnek bulmak zordur. Dolayısıyla markanın “sahibi” kağıt üzerinde Türk Kızılayı olsa da, manevi sahibi tüm Türk milleti ve yardım bekleyen mazlumlardır.

Kızılay Maden Suyu, sadece yardım misyonuyla değil, kalitesiyle de rüştünü ispatlamış bir markadır. 1932 yılında İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen uluslararası bir yarışma, markanın küresel çapta tanınmasını sağlamıştır. Bu yarışmada, dünyanın dört bir yanından gelen mineralli sular, içerik zenginliği, tat ve kalite standartları açısından kıyasıya bir rekabete girmiştir.
Jüri üyeleri tarafından yapılan hassas değerlendirmeler sonucunda, Afyonkarahisar’dan gelen bu doğa harikası su, rakiplerini geride bırakarak “Altın Madalya” ile ödüllendirilmiştir. Bu ödül, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sanayi ve üretim alanındaki ilk uluslararası başarılarından biri olarak tarihe geçmiştir. O gün tescillenen magnezyum, kalsiyum, bikarbonat ve diğer mineraller açısından zengin içerik, bugün hala aynı kaynaktan, aynı saflıkta şişelenmeye devam etmektedir.
Günümüzde Kızılay Maden Suyu, Afyonkarahisar ve Erzincan’daki tesislerinde dünya standartlarında üretim yapmaktadır. El değmeden, tamamen kapalı devre sistemlerle şişelenen sular, doğadaki saf hali bozulmadan tüketicilere ulaştırılır. Sade maden suyunun yanı sıra, değişen damak tadına uygun olarak geliştirilen meyve aromalı çeşitleri, vitamin ilaveli serileri ve premium şişe tasarımları ile marka, rekabetçi içecek sektöründe liderliğini korumaktadır.
Ancak ne kadar modernleşirse modernleşsin, markanın özündeki o “tarihi ruh” ve “iyilik misyonu” asla değişmemiştir. Bugün Avrupa’dan Orta Doğu’ya kadar pek çok ülkeye ihraç edilen bu sular, ülkemizin tanıtımına da katkı sağlamaktadır. Her yıl milyarlarca şişe üretim kapasitesine ulaşan tesisler, hem bölge halkına istihdam sağlamakta hem de elde edilen geliri kuruşu kuruşuna Kızılay’ın yardım havuzuna aktarmaktadır.
Özetle; Kızılay Maden Suyu’nun sahibi ne bir holding patronudur ne de yabancı bir sermaye grubudur. Onun sahibi, hilalin gölgesinde birleşen merhamet duygusudur. Beş bin yıllık bir kaynaktan süzülen, padişahların sofrasından geçip Atatürk’ün vizyonuyla kurumsallaşan bu marka, bir ticari işletmeden öte, ulusal bir emanettir. Bir dahaki sefere o yeşil şişeyi elinize aldığınızda, sadece susuzluğunuzu gidermediğinizi, aynı zamanda dünyanın bir yerinde birinin yarasına merhem olduğunuzu hatırlayın. Çünkü bu su, topraktan fışkıran bir iyilik hareketidir.
Yorum Yaz