Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
Peugeot Sahibi Kimdir?
Otomotiv dünyasında markaların kime ait olduğu konusu, sıkça gerçekleşen hisse devirleri, şirket evlilikleri ve stratejik ortaklıklar nedeniyle tüketicilerin kafasında sıklıkla soru işaretleri yaratmaktadır. Özellikle Japon otomotiv endüstrisinin en özgün oyuncularından biri olan Mazda, tarihi boyunca yaşadığı dönüşümler ve büyük ortaklıklarla bu sorunun en çok sorulduğu markaların başında gelir. Hiroşima’dan dünyaya açılan bu devin mülkiyet yapısını anlamak için, şirketin mantar üretiminden küresel bir otomobil devine dönüşen asırlık yolculuğuna ve finansal yapısındaki değişimlere yakından bakmak gerekir.
Mazda’nın kökenleri, bugünkü teknolojik imajının aksine oldukça mütevazı bir girişime dayanır. Şirket, Jujiro Matsuda tarafından 1920 yılında “Toyo Cork Kogyo” adıyla kurulduğunda, faaliyet alanı sadece mantar işlemekti. O dönemde Japonya’nın sanayileşme hamlesi içerisinde yerini almak isteyen Matsuda, kısa süre sonra makine parçaları üretimine yöneldi. Bu stratejik değişiklik, şirketin kaderini belirleyen ilk adım oldu. 1930’ların başında şirket, üç tekerlekli ticari araçlar üreterek ulaşım sektörüne giriş yaptı.
Şirketin ismi konusundaki tercih de vizyonunu yansıtır niteliktedir. “Mazda” ismi, Batı Asya medeniyetlerinde bilgelik, zeka ve uyumun simgesi olan Zerdüşt tanrısı Ahura Mazda’dan esinlenilerek seçilmiştir. Aynı zamanda kurucu ailenin soyadı olan “Matsuda” ile fonetik bir benzerlik taşıması, bu ismin benimsenmesinde etkili olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Japon ordusu için tüfek ve mühimmat üretimi yapan fabrika, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yıkıcı etkisinden sonra şehrin yeniden inşasında ve Japon endüstrisinin toparlanmasında kritik bir rol oynamıştır.

Mazda’nın “sahibi kim?” sorusunun yanıtı, tarihsel süreçte şirketin finansal zorluklar karşısında aldığı kararlarla doğrudan ilişkilidir. 1960’lı yıllarda Japonya’daki diğer büyük üreticilerden sıyrılmak ve kendine has bir kimlik oluşturmak isteyen Mazda yönetimi, o dönemde riskli görülen bir teknolojiye yatırım yaptı: Wankel (Döner Pistonlu) Motor.
Alman mühendislerin tasarımı olan ancak seri üretimde sorunlar çıkaran bu motor teknolojisi, Mazda mühendislerinin inatçı çabalarıyla hayat buldu. Cosmo Sport modeliyle başlayan bu serüven, Mazda’yı dünyada döner pistonlu motoru seri üretime geçirebilen tek marka haline getirdi. Pistonlu motorlara göre daha hafif olan ve yüksek performans sunan bu teknoloji, şirketin ihracat rakamlarını patlattı. Özellikle Kuzey Amerika pazarında büyük ilgi gören RX serisi araçlar, Mazda’nın küresel bir marka olmasını sağladı. Ancak bu başarı, 1970’lerde yaşanan petrol kriziyle büyük bir duvara tosladı. Çok yakıt tüketen Wankel motorlu araçlar, artan benzin fiyatlarıyla birlikte gözden düştü ve şirket iflasın eşiğine geldi.
1970’lerin ortasında yaşanan bu kriz, şirketin mülkiyet yapısındaki ilk büyük değişimi tetikledi. İflas riskile karşı karşıya kalan Toyo Kogyo (o zamanki adıyla), ana kreditörü olan Sumitomo Bankası’nın müdahalesiyle kurtarıldı. Bu dönemde banka, şirket yönetimine ağırlığını koydu ve sadece mühendislik odaklı değil, pazar odaklı araçlar üretilmesi yönünde stratejiler geliştirdi. Pistonlu motorlara geri dönüş ve Familia gibi ekonomik modellerin başarısı, şirketi tekrar kârlı bir hale getirdi. Bu süreç, Mazda’nın bir aile şirketi hüviyetinden çıkıp, kurumsal ve finansal devlerin kontrolünde bir yapıya evrildiği dönemin başlangıcıydı.
Mazda’nın mülkiyet yapısındaki en belirgin dönem, şüphesiz Ford Motor Company ile olan uzun soluklu ortaklığıdır. Birçok kişi hala Mazda’nın Ford’un malı olduğunu düşünse de, bu durum artık geçerli değildir. Ancak bu algının oluşması son derece doğaldır çünkü iki dev arasındaki ilişki yaklaşık 40 yıl sürdü.
1979 yılında Ford, Mazda’nın hisselerinin yüzde 7’sini satın alarak stratejik bir ortaklık başlattı. Bu ortaklık, 1990’larda Mazda’nın tekrar mali darboğaza girmesiyle derinleşti. 1996 yılına gelindiğinde Ford, Mazda’daki hisse oranını yüzde 33.3’e çıkararak “kontrol hissesine” sahip oldu. Bu, Mazda’nın yönetiminde fiili olarak söz sahibinin Ford olduğu anlamına geliyordu. Bu dönemde şirketin başına Ford kökenli yöneticiler (Henry Wallace, Mark Fields gibi) getirildi. Bu yöneticiler, Mazda tarihinde ilk kez Japon olmayan başkanlar olarak kayıtlara geçti.
Ford dönemi, Mazda için hem zorluklar hem de fırsatlar barındırıyordu. İki şirket arasında yoğun bir platform ve parça paylaşımı yapıldı. Ford Fiesta ve Mazda 121, Ford Ranger ve Mazda B-Serisi gibi modeller neredeyse ikiz kardeş gibi üretildi. ABD’de üretilen Ford modelleri Japonya’da Mazda bayilerinde satıldı. Bu entegrasyon, maliyetleri düşürse de Mazda’nın özgün kimliğinin sorgulanmasına neden oldu. Ancak “Zoom-Zoom” sloganı ve Mazda 6, Mazda 3 gibi modern klasiklerin temelleri de bu dönemde, Ford yönetiminin getirdiği disiplinle atıldı.
2008 yılında patlak veren küresel finansal kriz, otomotiv endüstrisini derinden sarstı. Bu kriz, Ford ve Mazda ortaklığının da sonunu hazırlayan temel etken oldu. Nakit akışına acil ihtiyaç duyan Amerikan devi Ford, elindeki varlıkları satma kararı aldı. Bu kapsamda, Mazda’daki hisselerinin büyük bir kısmını elden çıkardı.
2008’in sonlarında Ford, hisse oranını yüzde 13 seviyelerine çekti ve şirketin yönetim kontrolünü bıraktı. Ardından gelen yıllarda bu oran kademeli olarak daha da azaldı. Mazda, kendi hisselerini geri satın alarak ve yeni yatırımcılar bularak tekrar bağımsız bir Japon üretici kimliğine kavuştu. Günümüzde Ford’un Mazda üzerindeki hissesi sembolik bir düzeye (yüzde 2-3 civarı) inmiştir ve iki şirket arasındaki üretim bağları büyük ölçüde kopmuştur. Artık Mazda, motor teknolojisinden şasi tasarımına kadar tamamen kendi mühendislik birikimiyle hareket etmektedir.
Mülkiyet tartışmalarının yanı sıra, Mazda’nın 1990’larda denediği çoklu marka stratejisi de şirketin kurumsal yapısında ilginç bir dönem oluşturur. Toyota ve Nissan gibi rakipleriyle boy ölçüşmek isteyen Mazda; Autozam, Eunos ve ɛ̃fini gibi alt markalar yarattı. Hatta Lexus ve Infiniti’ye rakip olacak “Amati” adında bir lüks marka kurma planı bile yapıldı.
Ancak bu strateji, şirketin kaynaklarını aşırı böldü ve tüketicilerin kafasını karıştırdı. Amati markası hiçbir zaman piyasaya çıkamadan iptal edildi. Eunos ve Autozam gibi markalar ise zamanla Mazda çatısı altında eridi. Bugün Japonya’da hala bazı bayilerde bu isimlerin izlerine rastlansa da, şirket tüm enerjisini tek ve güçlü bir “Mazda” markası yaratmaya odaklamış durumda. Bu stratejik sadeleşme, şirketin bağımsızlığını korumasında önemli bir faktör oldu.

Gelelim asıl sorunun günümüzdeki cevabına. Mazda Motor Corporation, halka açık bir anonim şirkettir (Kabushiki-gaisha). Yani tek bir patronu, tek bir sahibi veya onu yöneten tek bir ana şirket yoktur. Şirketin mülkiyeti, borsada işlem gören hisseleri elinde bulunduran kurumsal ve bireysel yatırımcılara aittir.
Hissedarlık yapısına bakıldığında, genellikle Japon tröst bankaları (varlık yönetim şirketleri), finansal kuruluşlar ve şirketin kendi iş ortaklarının pay sahibi olduğu görülür. Örneğin; The Master Trust Bank of Japan, Custody Bank of Japan gibi kuruluşlar en büyük hissedarlar arasında yer alır. Ayrıca Toyota ile yapılan teknolojik iş birliği anlaşması çerçevesinde, Toyota’nın da Mazda üzerinde küçük bir hissesi (yaklaşık yüzde 5 civarında) bulunmaktadır. Ancak bu, bir mülkiyet veya yönetim devri değil, elektrikli araç teknolojileri ve üretim tesislerinin ortak kullanımı (ABD’deki ortak fabrika gibi) üzerine kurulu karşılıklı bir hisse takasıdır.
Özetlemek gerekirse; Mazda bugün ne Ford’un ne de başka bir otomotiv devinin alt markasıdır. Hiroşima merkezli şirket, kararlarını kendi yönetim kuruluyla alan, teknolojisini kendi geliştiren (ünlü SkyActiv teknolojisi gibi) ve tasarım dilini kendi belirleyen bağımsız bir otomobil üreticisidir.
Yıllık 1.5 milyon adedi aşan üretim hacmiyle, devasa rakiplerine göre “butik” sayılabilecek bir ölçekte kalsa da, bu durum Mazda’nın en büyük avantajı haline gelmiştir. Dev şirket bürokrasisine takılmadan, mühendislik tutkularının peşinden gidebilen, sürüş zevkine odaklanan ve “Jinba Ittai” (at ve binicisinin uyumu) felsefesini koruyan bir yapıdadır. Geçmişte Sumitomo Bankası’nın kurtardığı, Ford’un büyüttüğü şirket, bugün binlerce hissedarın ortak olduğu, ancak ruhunu Hiroşima’daki mühendislerin belirlediği küresel bir oyuncu olarak yoluna devam etmektedir. Dolayısıyla Mazda’nın gerçek sahibi, hisse senetlerini elinde tutan yatırımcılar olsa da, manevi sahibi hala o ilk günkü yenilikçi ruhu taşıyan mühendisleri ve sadık kullanıcılarıdır.
Yorum Yaz