Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
Tekzen’in Sahibi Kimdir ?
İstanbul’un siluetini düşündüğünüzde aklınıza ilk gelen imgelerden biri şüphesiz Boğaz’ın serin sularını yararak ilerleyen vapurlardır. Martı seslerine karışan motor gürültüsü, şehrin iki yakasını birleştiren o kadim yolculuk ve denizin kokusu, İstanbul yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu deniz ulaşımı ağının en köklü ve en bilinen oyuncularından biri de Turyol’dur. Beyaz gövdesi üzerindeki kırmızı kuşakları ve bacasındaki logosuyla her gün binlerce İstanbulluyu evine, işine veya okuluna taşıyan bu dev filonun kime ait olduğu ise sıkça merak edilen bir konudur.
Genellikle büyük şirketlerin ardında tek bir patron veya dev bir holding görmeye alışkın olanlar için, Turyol’un sahiplik yapısı ve kuruluş hikayesi oldukça şaşırtıcı ve bir o kadar da ilham vericidir.
“Turyol’un sahibi kimdir?” sorusuna verilecek en net ve doğru cevap, bu kuruluşun tek bir patrona ait olmadığıdır. Turyol, hukuki yapısı itibarıyla bir kooperatiftir. Yani, mülkiyeti ve yönetimi, bünyesindeki gemi sahiplerinin ortaklığına dayanır. Bu yapı, bireysel taşımacıların güçlerini birleştirerek kurumsal bir kimlik kazandığı, Türkiye’nin en başarılı kolektif iş modellerinden birini temsil eder.
Şirketin kökleri, bir ticari ortaklıktan ziyade, kader birliğine dayanmaktadır. 1995 yılında resmi olarak Turyol adıyla markalaşmış olsa da, bu yapının temelleri çok daha eskiye, 20. yüzyılın başlarına kadar uzanır. Dolayısıyla Turyol’un sahibi, aslında dededen toruna bu mesleği sürdüren, denize gönül vermiş, Karadeniz kökenli gurbetçi denizcilerin oluşturduğu o büyük ailedir.

Turyol’un hikayesi, modern motorların gürültüsünden çok önce, kürek sesleriyle başlamıştır. 1900’lü yılların başında, o zamanki adıyla Hanönü, bugünkü bildiğimiz haliyle Karaköy rıhtımında, hayatlarını kazanmaya çalışan Karadenizli emekçiler vardı. Bu insanlar, 5-6 metrelik küçük sandallarıyla, dönemin tek toplu taşıma aracı olan trene yetişmek isteyen yolcuları Haydarpaşa’ya taşırlardı.
Bu dönem, sadece ticari bir faaliyet değil, aynı zamanda bir hayatta kalma mücadelesiydi. İşgal yıllarının zorlu koşullarında, baskılara rağmen kürek çekmeye devam eden bu deniz emekçileri, kazandıkları paralarla hem İstanbul’da hayata tutunmaya çalışıyor hem de memleketlerindeki ailelerine erzak gönderiyorlardı. Çoğu zaman kalacak yerleri bile olmayan bu insanlar, ekmek tekneleri olan sandallarında yatıp kalkarak, bugünkü dev filonun manevi temellerini atmışlardır.
Zamanla İstanbul’un nüfusu arttıkça ve Kadıköy yakası geliştikçe, insan gücüne dayalı sandal taşımacılığı yetersiz kalmaya başladı. O dönemde deniz ulaşımının devi olan Şirket-i Hayriye ile rekabet edebilmek ve artan talebi karşılayabilmek için motorlu araçlara geçiş şarttı. Ancak 1930’lu yıllarda Türkiye’de henüz gelişmiş bir tekne inşa sanayisi bulunmuyordu.
Bu noktada, Turyol tarihinin dönüm noktalarından biri yaşandı. Büyükler, İzmir civarında Yunanlılardan kalma motorlu teknelerin bulunduğu duyumunu aldı. Bu vizyoner yaklaşımın öncüsü olan Ahmet Ağaoğlu Enabir Kaptan, İzmir’e giderek “Marmara”, “Karadeniz” ve “Ege” isimlerini verdiği üç adet motorlu tekneyi satın alıp İstanbul’a getirdi. 12-14 metre boyundaki bu tekneler, 30 kişiye varan kapasiteleriyle o günün şartlarında devrim niteliğindeydi. Bu hamle, Turyol’un (o zamanki adıyla motorcuların) sadece Haydarpaşa’ya değil, Salacak, Eminönü, Üsküdar gibi farklı hatlara da açılmasını sağladı.
1940’lı ve 50’li yıllar, Türk gemi inşa sektörünün de kıpırdanmaya başladığı dönemlerdi. Özellikle Karadeniz’in Sürmene bölgesindeki ustaların elinden çıkan ahşap tekneler, İstanbul sularında boy göstermeye başladı. Bu dönemde filo hızla büyüdü. Enabir Kaptan, Hacı İbrahim, Sofuoğlu Osman Kaptan, Efe Hüseyin gibi isimler, filonun genişlemesinde başrol oynadılar.
1960’ların sonuna kadar “Motorcular Cemiyeti” çatısı altında yürütülen faaliyetler, sektörün altın çağını yaşamasını sağladı. Ancak her yükselişin bir duraklaması olduğu gibi, 1970’lerde başlayan iç çekişmeler ve rekabetin yıkıcı etkisi, birliği zayıflatmaya başladı. 90’lı yıllara gelindiğinde ise bireysel rekabetin getirdiği kaos, neredeyse bu tarihi yapının dağılmasına neden olacaktı.
Dağılma tehlikesiyle yüzleşen motor sahipleri, “birlikten kuvvet doğar” ilkesine geri dönerek 1993 yılında kooperatifi kurdular. Bu tarih, bireysel taşımacılıktan kurumsal bir yapıya geçişin resmi miladıdır. Ancak sorunlar hemen bitmedi. Galata Köprüsü’nün inşası sırasında iskelelerin kaybedilmesi, yer sorunu ve devam eden iç huzursuzluklar, hizmet kalitesini düşürdü. 1997 yılına gelindiğinde seferler aksamaya başlamış, sistem tıkanma noktasına gelmişti.
İşte bu kriz anında, Turyol’un bugünkü modern yapısının mimarı sayılan bir değişim süreci başladı. Üyelerin güvenini kazanan Yunus Can liderliğinde, 1998 yılında radikal bir yeniden yapılanma sürecine girildi. “Havuz Sistemi” adı verilen bu modelle, tüm gelirler ve giderler ortak bir havuzda toplanarak, bireysel rekabetin önüne geçildi ve hizmet kalitesi standart hale getirildi.
Yunus Can ve ekibinin hayata geçirdiği havuz sistemi, Turyol’un kaderini değiştirdi. Gemilerin teknik eksiklikleri giderildi, personel eğitildi ve kurumsal bir kimlik oluşturuldu. 2 Kasım 1998’de bu yeni sistemle yapılan ilk seferde yaklaşık 15 bin yolcu taşınırken, bugün bu rakam sadece iç hatlarda günlük 50 bin seviyelerine ulaşmış durumdadır.
Bu sistem sayesinde Turyol, İDO ve Şehir Hatları gibi devlerin yanında, İstanbul’un en büyük özel vapur işletmecisi konumuna yükseldi. Kendi öz kaynaklarıyla büyüyen, dışarıdan kredi veya sermaye desteği almadan ayakta duran bu yapı, tamamen üyelerinin gücüne dayanmaktadır.
Bugün Turyol, sadece Eminönü-Üsküdar veya Karaköy-Kadıköy arasında mekik dokuyan bir yerel işletme değildir. Sahip olduğu 60 tarifeli yolcu gemisi ve toplamda 70’i bulan dev filosuyla, Türkiye’nin en büyük deniz taşımacılığı filolarından birine sahiptir.
İstanbul içinde Boğaz, Haliç ve Marmara Denizi’nde 19 farklı iskeleye sefer düzenleyen Turyol, aynı zamanda uluslararası sulara da açılmıştır. Ege Denizi’nde Ayvalık’tan Midilli’ye ve Çeşme’den Sakız Adası’na düzenlediği seferlerle, turizme doğrudan katkı sağlamaktadır. Yaz aylarında ise İzmir Körfezi’nde Foça, Mordoğan ve Karaburun gibi tatil beldeleri arasında köprü kurarak Ege’nin iki yakasını birleştirmektedir.

Turyol’un faaliyet alanı sadece yolcu taşımacılığıyla sınırlı değildir. İstanbul’a gelen yabancı turistlerin Boğaz turlarında tercih ettiği bir numaralı marka haline gelmiştir. TÜRSAB ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde, turist gruplarına yönelik düzenlenen turlarda pazarın çok büyük bir kısmını elinde tutmaktadır. Ayrıca gemilerindeki restoran ve kafe hizmetleri, özel organizasyonlar ve gece turları ile de deniz turizmine çeşitlilik katmaktadır.
Ekonomik olarak bakıldığında ise Turyol, devlete ödediği vergiler ve sağladığı istihdamla önemli bir ticari güçtür. Gemilerinde, merkez ofislerinde ve iskelelerinde çalıştırdığı yüzlerce personel ile ciddi bir istihdam kapısıdır. Tüm bunları yaparken, “1. sınıf tacir” sıfatıyla faaliyet gösteren ortaklarıyla, ülke ekonomisine katma değer sağlamaya devam etmektedir.
Turyol’un sahibi, anonim bir holding patronu veya yabancı bir yatırımcı değildir. Turyol, geçmişi bir asrı aşan, dedelerinden devraldıkları mirası modern çağın gereklilikleriyle birleştiren, denizin ve emeğin kıymetini bilen onlarca gemi sahibinin ortak eseridir.
Yunus Can’ın liderliğinde gerçekleştirilen kurumsallaşma hamlesi, bu dağınık yapıyı disipline etmiş ve dünya standartlarında hizmet veren bir marka yaratmıştır. Turyol, zorluklar karşısında pes etmeyen, krizleri fırsata çeviren ve en önemlisi “biz” olma bilinciyle hareket eden Türk denizcilik tarihinin en başarılı kooperatifleşme örneklerinden biridir. İstanbul Boğazı’nda süzülen her Turyol vapuru, aslında bu birlikteliğin ve dayanışmanın somut bir kanıtı olarak dalgaları yarmaya devam etmektedir.
Yorum Yaz