Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
Şölen’in Sahibi Kimdir ?
Türkiye’de mutfak kültürünün köklü parçalarından biri haline gelen, hatta kategorisine adını veren ender markalardan biri olan Sana, on yıllardır sofralarımızda yer alıyor. Çocukluğumuzun ekmek üstü lezzetlerinden, bayramlarda yapılan baklavaların sırrına kadar pek çok anıda bu isme rastlamak mümkün. Peki, nesillerdir tanıdığımız bu ikonik markanın arkasındaki güç kim? Türkiye’nin ilk paket margarini olma özelliğini taşıyan Sana’nın sahibi kimdir ve bu dev marka günümüze kadar nasıl bir yolculuktan geçti? İşte bu köklü markanın dünü, bugünü ve sahiplik yapısına dair tüm detaylar.
Sana markasının mülkiyeti, küresel gıda endüstrisindeki değişimlerle birlikte zaman içinde farklı yapılanmalar altına girmiştir. Birçoğumuzun hafızasında uzun yıllar boyunca Unilever şirketiyle özdeşleşmiş olsa da, günümüzde durum değişmiştir. Marka, şu anda Flora Food Group (eski adıyla Upfield) çatısı altında faaliyetlerini sürdürmektedir.
Bu değişimi daha iyi anlamak için yakın geçmişe bakmak gerekir. Küresel bir tüketim devi olan Unilever, 2018 yılında margarin ve sürülebilir yağlar bölümünü elden çıkarma kararı almıştır. Bu stratejik satışın ardından kurulan yapı “Upfield” adını almış ve dünya genelindeki bitkisel bazlı yağ operasyonlarını üstlenmiştir. Yakın zamanda yapılan kurumsal kimlik değişimiyle birlikte şirket, yoluna Flora Food Group olarak devam etmektedir. Dolayısıyla, 1952 yılından beri Türkiye pazarında olan bu yerel efsanenin arkasında, bugün bitkisel bazlı beslenme konusunda dünya lideri olan Amsterdam merkezli dev bir organizasyon bulunmaktadır.

Sana’nın hikayesi, aslında modern Türkiye’nin sanayileşme ve şehirleşme hikayesiyle paralel ilerler. Tarih yaprakları 1952 yılını gösterdiğinde, Türkiye gıda sanayisi için bir dönüm noktası yaşanmıştır. Ülkemizde üretilen ilk margarin olma unvanını taşıyan bu ürün için kollar sıvanmış ve 5 Ocak 1953 tarihinde İstanbul Bakırköy’de kurulan fabrika ile üretim resmen başlamıştır.
Bu tarih, Türk mutfağı için bir devrim niteliğindeydi. O güne kadar tereyağı veya hayvansal yağlara ulaşımın kısıtlı ya da pahalı olduğu, sıvı yağ kullanımının ise bölgesel kaldığı bir dönemde, Sana uygun fiyatlı ve erişilebilir bir alternatif olarak piyasaya girdi. Kısa sürede o kadar benimsendi ki, halk arasında marka adı ürünün önüne geçti. Bakkala giden vatandaşlar “margarin” istemek yerine doğrudan “Sana yağı” istemeye başladı. Bu durum, pazarlamada “jenerik marka” olarak adlandırılan başarının Türkiye’deki en net örneklerinden biri oldu.
Markanın başarısı sadece üretim yapmakla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Türk halkına bu ürünü nasıl kullanacağını da öğretti. 1950’lerin ortalarında Türkiye’de basılı yemek kaynağı bulmak neredeyse imkansızdı. Mevcut olan tek ciddi kaynak, Atatürk’ün mutfağında da görev yapmış olan Ekrem Muhittin Yeğen’in eserleriydi.
Bu boşluğu fark eden marka yönetimi, 1956 ile 1960 yılları arasında gıda pazarlaması tarihine geçecek bir hamle yaptı. “Can Boğazdan Gelir” isimli tarif kitabı yayınlandı. Bu kitap sadece klasik Türk yemeklerini (kapuska, kebaplı bulgur vb.) içermiyor, aynı zamanda Batı mutfağından “Kugelhuf Pastası” gibi o dönem için çok egzotik sayılan tarifleri de Türk ev hanımlarına tanıtıyordu. Ambalajların üzerindeki kuponların biriktirilmesiyle sahip olunan bu kitaplar, o dönemde evlerin en değerli kütüphane parçası haline geldi. 1957 yılında çıkan “Aşçıbaşı Diyor Ki” ve görselliğin ön plana çıktığı “Sofra Nimetleri” gibi eserler, markanın mutfaklardaki hakimiyetini perçinledi.
1960’lı yıllara gelindiğinde dünya genelinde artan popüler kültür akımları Türkiye’yi de etkisi altına almıştı. Özellikle çizgi romanlar, dönemin en güçlü iletişim araçlarından biriydi. Sana, bu trendi yakalayarak gazetelerde ve dergilerde “Çevik Ali’nin Serüvenleri” başlığıyla markalı içerikler yayınlamaya başladı. Bu, bugünkü “içerik pazarlaması” kavramının o günkü karşılığıydı.
Ancak asıl devrim, tüketiciyi anlama noktasında gerçekleşti. Marka, o yıllarda Türkiye’de eşi benzeri görülmemiş bir paha biçilmez veri toplama yöntemini devreye soktu. Tamamı kadınlardan oluşan özel araştırma ekipleri kuruldu. Bu ekipler, günde ortalama 200 hanenin kapısını çalarak mutfaktaki ihtiyaçları, beklentileri ve kullanım alışkanlıklarını yerinde analiz etti. Bu doğrudan iletişim, markanın Türk halkıyla kurduğu gönül bağının temellerini attı.
Bir markanın sadece ticari bir işletme olmanın ötesine geçmesi, topluma sağladığı katkıyla ölçülür. 1970’li yıllar, Sana’nın toplumsal sorunlara parmak bastığı bir dönem oldu. Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa yürütülen projelerde, o dönemin en büyük sağlık tehditlerinden biri olan çocuk felcine karşı mücadele edildi. Şehir şehir dolaşılarak bilinçlendirme çalışmaları yapıldı.
Eğitime verilen destek de bu dönemin unutulmazları arasındadır. 1971 ve 1982 yılları arasında, Türkiye’nin ihtiyaç duyulan bölgelerinde 7 adet ilkokul inşa ettirilerek Milli Eğitim Bakanlığı’na devredildi. Bu hamleler, markanın sadece mutfakta değil, hayatın her alanında ailenin yanında olduğu mesajını güçlendirdi.
Markanın büyümesiyle birlikte Bakırköy’deki tesisler yetersiz kalmaya başlayınca, 29 Ekim 1984 tarihinde Tekirdağ Çorlu’daki devasa üretim tesisi faaliyete geçirildi. Bu yeni fabrika, artan talebi karşılamak ve yeni ürün çeşitlerini geliştirmek için bir üs haline geldi.
80’ler ve 90’lar denildiğinde akla gelen bir diğer detay ise devasa promosyon kampanyalarıdır. Televizyonun evlere girmesiyle birlikte görünürlüğünü artıran marka, “80 ile 80 otomobil” gibi o dönem için hayal edilmesi güç çekilişlere imza attı. Ayrıca “Çat Kapı” ekipleriyle ev ziyaretleri yapılarak, mutfağında Sana bulunduran tüketicilere anında hediyeler verildi. Anadolu’yu karış karış gezen konser tırları, tam 6 yıl boyunca 56 farklı konser düzenleyerek markayı bir eğlence ve sosyalleşme aracı haline getirdi.

Günümüze yaklaştığımızda, tüketicilerin değişen damak tadı ve kullanım alışkanlıklarına göre ürün gamının da genişlediğini görüyoruz. Klasik paket margarinin yanı sıra, özellikle hamur işlerinde üstün performans (kabarma ve kıtırlık) sağlamak amacıyla geliştirilen “Sana Hamurişi”, tereyağı aromasını sevenler için “Tereyağı Lezzeti” ve kahvaltılarda pratiklik arayanlar için kase formatındaki “Ekmeküstü” gibi çeşitler raflardaki yerini aldı. Her bir ürün, mutfaktaki farklı bir ihtiyaca nokta atışı çözüm üretmek üzere tasarlandı.
2010’lu yıllardan itibaren marka, iletişim dilini daha duygusal ve toplumsal fayda odaklı bir zemine oturttu. “İyi Beslenmek İyi Gelecek” projesi, çocuk beslenmesindeki yetersizliklere dikkat çekmek için hayata geçirildi. TÜİK verilerinin işaret ettiği beslenme sorunlarına kayıtsız kalmayan şirket, TOÇEV iş birliği ile ihtiyaç sahibi ailelere düzenli gıda yardımlarında bulundu.
Bugün gelinen noktada ise marka, kadınların gücüne ve potansiyeline odaklanıyor. “Sana ilham verir Sana!” sloganıyla yürütülen kampanyalar, kadının yerinin sadece mutfakla sınırlı olmadığını, mutfakta yaratılan harikaların hayattaki diğer başarıların bir provası olduğunu vurguluyor. Hayallerinin peşinden giden, üreten ve başaran kadın hikayeleri, markanın yeni yüzünü oluşturuyor.
Özetle; 1952’de Bakırköy’de başlayan bu serüven, bugün Flora Food Group bünyesinde, global tecrübeyi yerel damak tadıyla harmanlayarak devam ediyor. Sahibi uluslararası bir şirket olsa da, tarihi, biriktirdiği anılar ve mutfaklarımızdaki yeri ile Sana, Türkiye’nin gıda mirasının önemli bir parçası olmayı sürdürüyor.
Yorum Yaz